Orta Doğuda yarım asırlık diktatörlükler çatırdıyor. Yaşanmakta olan gelişmeleri halkların demokrasi mücadelesi diye adlandıranların bir kısmı bilinçli olarak bu tanımlamayı yaparken, bir kısmı da bilinçsiz olarak aynı söylemi dillendiriyor. Bilinçli olarak bu tanımlamayı kullanan Amerika Birleşik Devletleri ve onunla aynı tarafta yer alan devletler ve destekçileridir. Bilinçsiz olarak destek verenlerin, hatta neredeyse söz konusu kitlesel eylemlerin gönüllü propagandasını yapanların bir kez daha düşünmelerinde yarar var.
Büyük Orta Doğu ve Kuzey Afrika Projesi önemli bir aşamaya geldi. Artık bölge halklarının da önemli bir kesimi projenin bir parçası haline getirildiklerine tanık oluyoruz. Yasaklı İslamcı radikal grupların da önemli bir kesimi Amerikan projesinin bir parçası haline gelmiş durumdalar. Halkların kitlesel olarak meydanlara akın etmeleri emperyalizme ve onun bölgesel işbirlikçileri olan totaliter iktidarlara muhalif insanlara bile “kendiliğinden gelişen, lidersiz, kontrolsüz, engellenmesi mümkün olmayan devrim hareketleri” gibi abuk sabuk tanımlamalar yapmalarına sebebiyet verebiliyor.
Amerika Birleşik Devletlerinin post-Sovyet politikası tüm gücüyle devam ediyor. Büyük Ortadoğu ve Kuzey Afrika projesinde rol alan devletler özgün konumları itibariyle bir birlerinden farklı uygulamalarla sürecin içindedirler. Projenin eş başkanlarından biri olan Türkiye ayağında Ergenekon Operasyonu tüm hızıyla devam ederken, Orta Doğu ve Kuzey Afrika devletlerinde ise çoğu Amerikan ataması diktatörlüklerin yıkılması, yerlerine yine Amerikan yanlısı parlamenter demokrasi vitrinli siyasi yönetimlerin ikame edilme aşamasına girilmiştir. Yaşananlar bu aşamanın kendisinden önceki basamaklardan daha sancılı olacağını net olarak gösteriyor. Sovyetler Birliğinin çöktüğü 1989’dan bu yana ABD öncülüğünde inşa edilmeye çalışılan Yeni Dünya Düzeninde önemli bir kısmı atanmış işbirlikçi totaliter yönetimler yerine yine aynı küresel güç tarafından atanma işlemleri tamamlanmış parlamenter demokratik yönetimlerin göreve başlamaları için ön hazırlıkların tamamlandığı sonucuna varabiliriz. Bilinç düzeyinin yükseldiği çağımızda eski totaliter sistemlerin yerine, halkların yönetime katılmadan katılıyormuş gibi görünerek avunmaları emperyalist batılıların kendi yönetim deneyimlerinden çıkardıkları önemli bir tecrübedir.
Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği sonrası tek kutuplu dünyanın neler getireceği, nelere mal olacağını tam olarak kestirmek güç olsa da, sancılı bir dönem olacağı kesin. Elbette bu hesapların yapılmadığı, A, B, C planlarının hazırlanmadığı anlamına gelmiyor. Dünya siyasetinde söz sahibi olan ve olamayan devletler güçlerine göre, çıkarları gereği ya mevcut planın yanında, ya karşısında ya da belli bir süre bekle-gör politikası izleyerek tarafsız kalabiliyorlar. ABD yanlısı yönetimlerin iktidarda olmadığı, özellikle de devrimci yönetim ya da yöneticilerin halen başta oldukları Libya, Cezayir, İran ve benzeri ülkelerde planın başarıya ulaşması Tunus ve Mısırda olduğu kadar kolay olmayacağı net olarak görülüyor. Söz konusu projenin bu ülkelerde ciddi bir direnişle karşılaşacağını, Çin’de çıkarılan bazı isyanlar ve İran’daki Cumhurbaşkanlığı seçimi sonrasında olduğu gibi başarısızlığa uğrayacağını söylemek için kâhin olmak gerekmiyor.
Dünyada haritalar değişiyor. Yeni devletler kuruluyor. Düşüncelerinde ve eylemlerinde serbest olmayan, özgür düşünme yetileri ellerinden alınmış siyasetçilerin iddia ettikleri gibi dünyada sınırlar kalkmıyor, aksine daha çok sınır çiziliyor. Son 25 yılda kaç devletin bağımsızlığını ilan ettiği ve kaçının bu sonuca at başı gittiği göz önüne alındığında bu durum çok daha net olarak görülecektir. Yeni kurulan devletleri, halklarının talebinin yanında büyük devletlerin çıkarlarının gereklerine hitap ettikleri de bir gerçektir. Yeni kurulan devletler ile dünya siyasetini yönlendiren bir ya da birden fazla devletin çıkarlarının çakıştığını görmemek mümkün değildir. ABD ve müttefiklerinin desteğiyle Kosova bağımsızlığına kavuşurken, Rusya Federasyonu ve taraftarlarının desteğiyle de Güney Osetya bağımsızlığına kavuştu. Kurulan, kurulmakta olan, işgal edilerek siyasi varlıklarına son verilen tüm devletler çıkar çelişkileri ve çıkar çakışmalarının ürünleridirler. Devletlerin kaderini belirleyen bu çıkar ilişkileri bazen halkların lehine, bazen de aleyhine sonuçlanabiliyor. Vietnam, Angola, Mozambik, Kongo, Doğu Timor, Kosova Güney Osetya ve bağımsız olmasa da Güney Kürdistan’da halkların lehine sonuçlanan devletler arası global çıkar ilişkileri ve buna bağlı gelişen siyasi ve ekonomik konjonktür Kuzey İrlanda, Bask, Elam ve benzeri bir çok halkın aleyhine sonuçlar doğurmuştur.
Küresel güçler menfaatleri gereği de olsa insani değerler açısında yerine göre olumlu yerine olumsuz rol oynarlar. Vietnam, Şili ve benzeri ülkelerde çok çirkin bir yüzü olan ABD, Bosna Hersek-Sırbistan savaşının sona ermesinde, Kosova ve Irak’ta (Kürtler ve Şiiler açısında) olumlu gelişmelerin mimarı olarak karşımıza çıkabiliyor. Çeçenistan’da çirkin olan Rusya Federasyonu, Güney Osetya’daki halk açısında kurtarıcı özelliğiyle gündeme damgasını vurabiliyor. Kısacası küresel emperyalist güçler de diğer devletler gibi ne tamamen kötü, ne de tamamen iyidirler. Çıkarları gereği de olsa insani değerlere hizmet ettikleri sürece desteklenmeleri, aksi halde davrandıkları sürece de mahkûm edilmeleri gerekir.
Küresel siyasi güçleri değerlendirirken eskisi gibi birini sürekli siyah, diğerini sürekli beyaz olarak değerlendirmekten kaçınmak gerekir. Bir bütün olarak herhangi bir siyasi gücü mahkûm etmek, ya da kabullenmek aynı yanlışın iki yüzünden birini seçmekten başka anlam ifade etmiyor. Siyasilerin yaptıklarını vicdanımız ve aklımızın eleğinden geçirmeden kabul etmek ya da mahkûm etmek yağmurdan kaçarken doluya yakalanma riskini artırır.
Büyük Orta Doğu ve Kuzey Afrika Projesi önemli bir aşamaya geldi. Artık bölge halklarının da önemli bir kesimi projenin bir parçası haline getirildiklerine tanık oluyoruz. Yasaklı İslamcı radikal grupların da önemli bir kesimi Amerikan projesinin bir parçası haline gelmiş durumdalar. Halkların kitlesel olarak meydanlara akın etmeleri emperyalizme ve onun bölgesel işbirlikçileri olan totaliter iktidarlara muhalif insanlara bile “kendiliğinden gelişen, lidersiz, kontrolsüz, engellenmesi mümkün olmayan devrim hareketleri” gibi abuk sabuk tanımlamalar yapmalarına sebebiyet verebiliyor.
Amerika Birleşik Devletlerinin post-Sovyet politikası tüm gücüyle devam ediyor. Büyük Ortadoğu ve Kuzey Afrika projesinde rol alan devletler özgün konumları itibariyle bir birlerinden farklı uygulamalarla sürecin içindedirler. Projenin eş başkanlarından biri olan Türkiye ayağında Ergenekon Operasyonu tüm hızıyla devam ederken, Orta Doğu ve Kuzey Afrika devletlerinde ise çoğu Amerikan ataması diktatörlüklerin yıkılması, yerlerine yine Amerikan yanlısı parlamenter demokrasi vitrinli siyasi yönetimlerin ikame edilme aşamasına girilmiştir. Yaşananlar bu aşamanın kendisinden önceki basamaklardan daha sancılı olacağını net olarak gösteriyor. Sovyetler Birliğinin çöktüğü 1989’dan bu yana ABD öncülüğünde inşa edilmeye çalışılan Yeni Dünya Düzeninde önemli bir kısmı atanmış işbirlikçi totaliter yönetimler yerine yine aynı küresel güç tarafından atanma işlemleri tamamlanmış parlamenter demokratik yönetimlerin göreve başlamaları için ön hazırlıkların tamamlandığı sonucuna varabiliriz. Bilinç düzeyinin yükseldiği çağımızda eski totaliter sistemlerin yerine, halkların yönetime katılmadan katılıyormuş gibi görünerek avunmaları emperyalist batılıların kendi yönetim deneyimlerinden çıkardıkları önemli bir tecrübedir.
Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği sonrası tek kutuplu dünyanın neler getireceği, nelere mal olacağını tam olarak kestirmek güç olsa da, sancılı bir dönem olacağı kesin. Elbette bu hesapların yapılmadığı, A, B, C planlarının hazırlanmadığı anlamına gelmiyor. Dünya siyasetinde söz sahibi olan ve olamayan devletler güçlerine göre, çıkarları gereği ya mevcut planın yanında, ya karşısında ya da belli bir süre bekle-gör politikası izleyerek tarafsız kalabiliyorlar. ABD yanlısı yönetimlerin iktidarda olmadığı, özellikle de devrimci yönetim ya da yöneticilerin halen başta oldukları Libya, Cezayir, İran ve benzeri ülkelerde planın başarıya ulaşması Tunus ve Mısırda olduğu kadar kolay olmayacağı net olarak görülüyor. Söz konusu projenin bu ülkelerde ciddi bir direnişle karşılaşacağını, Çin’de çıkarılan bazı isyanlar ve İran’daki Cumhurbaşkanlığı seçimi sonrasında olduğu gibi başarısızlığa uğrayacağını söylemek için kâhin olmak gerekmiyor.
Dünyada haritalar değişiyor. Yeni devletler kuruluyor. Düşüncelerinde ve eylemlerinde serbest olmayan, özgür düşünme yetileri ellerinden alınmış siyasetçilerin iddia ettikleri gibi dünyada sınırlar kalkmıyor, aksine daha çok sınır çiziliyor. Son 25 yılda kaç devletin bağımsızlığını ilan ettiği ve kaçının bu sonuca at başı gittiği göz önüne alındığında bu durum çok daha net olarak görülecektir. Yeni kurulan devletleri, halklarının talebinin yanında büyük devletlerin çıkarlarının gereklerine hitap ettikleri de bir gerçektir. Yeni kurulan devletler ile dünya siyasetini yönlendiren bir ya da birden fazla devletin çıkarlarının çakıştığını görmemek mümkün değildir. ABD ve müttefiklerinin desteğiyle Kosova bağımsızlığına kavuşurken, Rusya Federasyonu ve taraftarlarının desteğiyle de Güney Osetya bağımsızlığına kavuştu. Kurulan, kurulmakta olan, işgal edilerek siyasi varlıklarına son verilen tüm devletler çıkar çelişkileri ve çıkar çakışmalarının ürünleridirler. Devletlerin kaderini belirleyen bu çıkar ilişkileri bazen halkların lehine, bazen de aleyhine sonuçlanabiliyor. Vietnam, Angola, Mozambik, Kongo, Doğu Timor, Kosova Güney Osetya ve bağımsız olmasa da Güney Kürdistan’da halkların lehine sonuçlanan devletler arası global çıkar ilişkileri ve buna bağlı gelişen siyasi ve ekonomik konjonktür Kuzey İrlanda, Bask, Elam ve benzeri bir çok halkın aleyhine sonuçlar doğurmuştur.
Küresel güçler menfaatleri gereği de olsa insani değerler açısında yerine göre olumlu yerine olumsuz rol oynarlar. Vietnam, Şili ve benzeri ülkelerde çok çirkin bir yüzü olan ABD, Bosna Hersek-Sırbistan savaşının sona ermesinde, Kosova ve Irak’ta (Kürtler ve Şiiler açısında) olumlu gelişmelerin mimarı olarak karşımıza çıkabiliyor. Çeçenistan’da çirkin olan Rusya Federasyonu, Güney Osetya’daki halk açısında kurtarıcı özelliğiyle gündeme damgasını vurabiliyor. Kısacası küresel emperyalist güçler de diğer devletler gibi ne tamamen kötü, ne de tamamen iyidirler. Çıkarları gereği de olsa insani değerlere hizmet ettikleri sürece desteklenmeleri, aksi halde davrandıkları sürece de mahkûm edilmeleri gerekir.
Küresel siyasi güçleri değerlendirirken eskisi gibi birini sürekli siyah, diğerini sürekli beyaz olarak değerlendirmekten kaçınmak gerekir. Bir bütün olarak herhangi bir siyasi gücü mahkûm etmek, ya da kabullenmek aynı yanlışın iki yüzünden birini seçmekten başka anlam ifade etmiyor. Siyasilerin yaptıklarını vicdanımız ve aklımızın eleğinden geçirmeden kabul etmek ya da mahkûm etmek yağmurdan kaçarken doluya yakalanma riskini artırır.
...
965 defa okundu...



















ŞEREFXAN CİZİRİ
ABDULBAKİ AKBAL
MELAYÊ TORÎ
RAİF YAMAN
ZÎWER İLHAN
BÜLENT DEMİR
HASAN TAYFUR
ABDULKERİM KOÇHAN
KECİKA BERZENCÎ
GÜLTEN GÖKÇE
BA QOSERÎ
DİLCİWAN
ÖMRAN GÜNDÜZ
MELAYÊ OMERÎ











19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı Nusaybin'de kutlandı