Reklam 10 saniye içinde kapanacak. Reklamı geçmek için tıklayın.

İlim Meclislerinde sohbet

HASAN TAYFUR 01.07.2018


İlim meclislerinde Sohbet, kulun Allah Teâlâ’ya olan muhabbetinin tezahür şeklidir.
Zîrâ Muhabbet şu kâinatın bir sebeb-i vücududur.
Hem şu kâinatın rabıtasıdır, hem şu kâinatın nurudur, hem hayatıdır.
İnsan kâinatın en câmi’bir meyvesi olduğu için, kâinatı istilâ edecek bir muhabbet, o meyvenin çekirdeği olan kalbine derc edilmiştir.
İşte, şöyle nihayetsiz bir muhabbete lâyık olacak, nihayetsiz bir kemâl sahibi olabilir.

Nitekim farzını, vacibini, sünnetini yerine getirmekle kalmayıp; O’nun bahsinden, onun güzelliğinden ve onunla beraber olmak ümidi ile ilim meclislerin de sohbete müracaat eder ki, böylesi ibâdetler kulu Allah’a yaklaştıran nafile ibâdetler meyânındadır.
 
Peygamber efendimiz(s.a.v.) şöyle buyurdular: "Bir topluluk Allah’ı zikretmek üzere bir araya gelirse, melekler onların etrafını sarar; Allah’ın rahmeti onları kaplar; üzerlerine sekînet iner ve Allah Teâlâ onları yanında bulunanlara över." (Müslim, Zikr 39)
 
Asrımızın Kur’an Tefsirleri olan Risale-i Nurların okunduğu meclislere, medreselere devam etmek; bunun yanı sıra içtima-i hayatın akışı içinde farklı zaman ve farklı mekânlar da yapılan dünyevi sohbetlerde, Risale-i Nurdan bir parça dahi olsa okuyarak o sohbeti Nurlandırmanın ehemmiyetli önemi haizdir.
 
İlim iki kısımdır:
Bir nevi ilim var ki, bir defa bilinse ve bir-iki defa düşünülse kâfi gelir.
Diğer bir kısmı, ekmek gibi, su gibi, her vakit insan onu düşünmeye muhtaç olur.
Bir defa anladım, yeter diyemez.
İşte ulûm-u imaniye bu kısımdandır.
Risale-i Nurlar ekseriyet itibarıyla inşaallah o cümledendir.
Çünkü o dersler, ulûm-u imaniyeden olduğu için, bir insan yalnız kendi nefsine dinlettirse yeter.
 
Bâhusus, siz daima bir-iki hakikî kardeşi de bulursunuz.
Hem o dersi dinleyenler yalnız insanlar değil.
Cenab-ı Hakkın zîşuur çok mahlûkatı vardır ki, hakaik-i imaniyenin istimâından çok zevk alırlar.
Sizin o kısım arkadaşınız ve müstemileriniz(dinleyenleriniz) çoktur.
 
Hem mütefekkirâne o çeşit sohbet-i imaniye, zemin yüzünün bir manevî ziyneti ve medar-ı
şerefi olduğuna işareten biri demiş:
Yani, semâvât zemine gıpta eder ki, zeminde hâlisen lillâh sohbet ve zikir ve tefekkür için, bir-iki adam, bir-iki nefes, yani bir-iki dakika beraber otururlar, kendi Sâni-i Zülcelâlinin çok güzel âsâr-ı rahmetini ve çok hikmetli ve süslü âsâr-ı san’atını birbirine göstererek Sânilerini sevip sevdirirler, düşünüp düşündürürler.
 
Her bir adam, eğer hanesinde dört-beş çoluk çocuğu bulunsa; kendi hanesini bir küçük
Medrese-i Nuriyeye çevirsin.

Eğer yoksa, yalnız ise; çok alâkadar komşularından üç-dört zât birleşsin ve bu heyet bulundukları haneyi küçük bir medrese-i Nuriye ittihaz etsin.
Hiç olmazsa işleri ve vazifeleri olmadığı vakitlerde, beş-on dakika dahi olsa Risale-i Nur’u
okumak veya dinlemek veya yazmak cihetiyle bir mikdar meşgul olsalar, hakikî talebe-i ulûmun sevablarına ve şereflerine mazhar oldukları gibi,
İhlâs Risalesi’nde yazılan beş nevi ibadete de mazhar olurlar.
Hakikî ilim talebeleri gibi, onların maişetlerini temin hususundaki âdi muameleleri de bir nevi ibadet hükmüne geçebilir diye kalbe ihtar edildi.

Herkes kendi kendine bir derece istifade eder, fakat herkes herbir meselesini tam anlamaz.
Hem iman hakikatlarının izahı olduğu için, hem ilim, hem mârifet, hem ibadettir.
Şayet biri biliyor, taallüm etmeye muhtaç değilse, ibadete muhtaç veya mârifete müştak veya huzur ister.
Onun için herkese lüzumlu bir derstir.
Eski medreselerde beş on seneye mukabil, inşaallah Nur Medreseleri beş on haftada aynı
neticeyi temin edecek ve yirmi senedir ediyor.

(Bediüzzaman Said Nursi)