HASAN TAYFUR

sonyildiz1876@hotmail.com 02 Ocak 2018 Salı 12:30 DİĞER KÖŞE YAZILARI

YEGâNE KURTULUŞ ÇAREMİZ

Bu asırda din ve İslâmiyet düşmanları, evvelâ imanın esaslarını zayıflatmak ve yıkmak plânını, proğramlarının birinci maddesine koymuşlardır.
Hususan bu yirmibeş sene içinde, tarihte görülmemiş bir halde münafıkane ve çeşit çeşit maskeler altında imanın erkânına yapılan sû'-i kasdlar pek dehşetli olmuştur, çok yıkıcı şekiller tatbik edilmiştir.
 
Hâlbuki imanın rükünlerinden birisinde hâsıl olacak bir şübhe veya inkâr, dinin teferruatında yapılan lâkaydlıktan pek çok defa daha felâketli ve zararlıdır.
Bunun içindir ki; şimdi en mühim iş, taklidî imanı tahkikî imana çevirerek imanı kuvvetlendirmektir, imanı takviye etmektir, imanı kurtarmaktır.
Herşeyden ziyade imanın esasatıyla meşgul olmak kat'î bir zaruret ve mübrem bir ihtiyaç, hattâ mecburiyet haline gelmiştir.
Bu, Türkiye'de böyle olduğu gibi; umum İslâm dünyasında da böyledir.
 
Evet, temelleri yıpratılmış bir binanın odalarını tamir ve tezyine çalışmak, o binanın yıkılmaması için ne derece bir faide temin edebilir?
Köklerinin çürütülmesine çabalanan bir ağacın kurumaması için, dal ve yapraklarını ilâçlayarak tedbir almaya çalışmak, o ağacın hayatına bir faide verebilir mi?..
 
İnsan, saray gibi bir binadır; temelleri, erkân-ı imaniyedir.
İnsan, bir şeceredir; kökü esasat-ı imaniyedir.
İmanın rükünlerinden en mühimmi, İman-ı Billah'tır; Allah'a imandır.
Sonra Nübüvvet ve Haşir'dir.
Bunun için, bir insanın en başta elde etmeye çalıştığı ilim; iman ilmidir.
İlimlerin esası, ilimlerin şahı ve padişahı; iman ilmidir.
 
İman, yalnız icmalî bir tasdikten ibaret değildir.
İmanın çok mertebeleri vardır.
Taklidî bir iman, hususan bu zamandaki dalalet, sapkınlık fırtınaları karşısında çabuk söner.
Tahkikî iman ise sarsılmaz, sönmez bir kuvvettir.
Tahkikî imanı elde eden bir kimsenin, iman ve İslâmiyeti dehşetli dinsizlik kasırgalarına da maruz kalsa, o kasırgalar bu iman kuvveti karşısında tesirsiz kalmaya mahkûmdur.
Tahkikî imanı kazanan bir kimseyi, en dinsiz feylesoflar dahi, bir vesvese veya şübheye düşürtemez.
 
İşte bu hakikatlara binaen, biz de tahkikî imanı ders vererek, imanı kuvvetlendirip insanı ebedî saadet ve selâmete götürecek Kur'an ve iman hakikatlarını câmi' bir eseri, sebat ve devam ve dikkatle okumayı kat'iyyetle lâzım ve elzem gördük.
Aksi takdirde, bu zamanda dünyevî ve uhrevî dehşetli musibetler içine düşmek, şübhe götürmez bir hakikat halindedir.
Bunun için yegâne kurtuluş çaremiz, Kur'an-ı Hakîm'in imanî âyetlerini ve bu asra bakan âyet-i kerimelerini tefsir eden yüksek bir Kur'an tefsirine sarılmaktır.
 
Şimdi, "Böyle bir eser, bu asırda var mıdır?" diye bir sualin içinizde hâsıl olduğu; nuranî bir heyecanı ifade eden sîmalarınızdan anlaşılmaktadır.
Evet, bu çeşit ihtiyacımızı tam karşılayacak olan bir eseri bulmak için çok dikkat ve itina ile aradık.
Nihayet, hem Türk gençliğine, hem umum Müslümanlara ve beşeriyete Kur'anî bir rehber ve bir mürşid-i ekmel olacak bir eserin Bedîüzzaman Said Nursî'nin Risale-i Nur eserleri olduğu kanaatına vardık.
Bizimle beraber, bu hakikata Risale-i Nur'la imanını kurtaran yüzbinlerle kimseler de şahiddir.
 
Kıymetli kardeşlerim!
Böyle dehşetli bir asırda, insanın en büyük mes'elesi: İmanı kurtarmak veya kaybetmek davasıdır.
Umumî harbler beşere intibah vermiş, dünya hayatının fâniliğini ihtar etmiştir.
Ve bâki bir âlemde, ebedî bir saadet içinde yaşamak hissini uyandırmıştır.
Elbette böyle muazzam bir davayı, şaşırtıcı ve aldatıcı bir zamanda kazanabilmek için, bir dava vekili bulmakta çok dikkatli olmamız lâzımdır.
Bu zamanda, böyle bir dava vekilinin, Risale-i Nur olduğuna Risale-i Nur'la imanlarını kurtaran milyonlarca kimseler şahiddir. 
 
Bunun için, tedkikatımızı biraz daha genişleteceğiz.
Şöyle ki: Asrımızdan evvelki, İslâmiyet'in İlm-i Kelâm dâhîleri ve dinimizin hârika imamları ve Kur'an-ı Hakîm'in dâhî müfessirlerinin vücuda getirdikleri eserler, kıymet takdiri mümkün olmayacak derecede kıymettardır.
O zâtlar, İslâmiyet'in birer güneşidirler.
Fakat bu zaman, o büyük zâtların yaşadığı zaman gibi değildir.
 
Eski zamanda dalalet, cehaletten geliyordu.
Bunun yok edilmesi kolaydır.
Bu zamanda dalalet, -Kur'an ve İslâmiyet'e ve imana taarruz- fen ve felsefe ve ilimden geliyor.
Bunun izalesi müşkildir.
Eski zamanda ikinci kısım, binden bir bulunuyordu; bulunanlardan, ancak binden biri, irşad ile yola gelebilirdi.
Çünki öyleler hem bilmiyorlar, hem kendilerini bilir zannediyorlar.
 
Hem bundan evvelki asırlarda, müsbet ilimlerin, yirminci asırdaki kadar terakki etmemiş olduğu malûmunuzdur.
Şu halde, bu asırda dünyaya yayılmış olan dinsizlik ve maddiyyunluğu kökünden yıkabilmek, hak ve hakikat yolunu gösterip, beşeri sırat-ı müstakime kavuşturmak, imanı kurtarabilmek için, ancak ve ancak Kur'an-ı Hakîm'in bu asra bakan vechesini keşf edip, umumun müstefid olabileceği bir şekilde tefsir edilmesi, elbette bu asırda kabil olacaktır.
 
İşte Bedîüzzaman Said Nursî; Kur'an-ı Kerim'deki bu asrın muhtaç olduğu hakikatları keşfedip, Nur Risalelerinde, herkesin kabiliyeti nisbetinde istifade edebileceği bir tarzda tefsir ve izah etmek muvaffakıyetine mazhar olmuştur.
Bunun içindir ki Risale-i Nur, emsali görülmemiş bir şâheserdir kanaatına varılmıştır.
 
Ve yine Risale-i Nur'daki bu imtiyazdan dolayıdır ki, bu mübarek İslâm milletinden milyonlarca bahtiyar kimseler, tercihan ve ziyade bir ihtiyaç duyarak, büyük bir iştiyak ve sevgiyle senelerce devam eden tazyikatlar içerisinde Risale-i Nur'u okumuşlardır.
 
Hem Risale-i Nur ihtiyaç zamanında te'lif edildiğinden; Türkiye ve İslâm Dünyası genişliğinde gelişmiş ve dünyayı alâkadar eden bir imtiyaza mazhar olduğunu gözlere göstermiştir...
 (Sözler, Konferans)
974 defa okundu.
DÖVİZ KURLARI
USD 4.7537     EURO 5.4791     IMKB 94736     ALTIN 193,261