Nusaybinli Şair Serdar: Nusaybin’den ünlü şair ve yazarlar çıkmıştır

Siwarê Hespê Boz (Boz Atın Suvarisi) Yazarı Nusaybinli Şair Bamed Serdar, Metin Aydın'a özel açıklamalarda bulundu.

05 Mart 2015 Perşembe 14:05 < YAZILAR
Boz bir atın süvarisi olan Şair Bamed SERDAR ’ın bu ilk şiir kitabı Siwarê Hespê Boz ( Boz Atın Suvarisi ) -tabir caizse- okurunu dörtnala gidip kendisi buluyor.
 
BAMED SERDAR: “ EDEBİYAT ZAMANIMIZDA BİRAZ DA YALNIZ KALMIŞTIR.”
ARDINDAN…
Gözlerim dargın bakıyor artık 
Her gecem birer diş ağrısı gibi 
Çaresizlikti, benim bu kırılmışlığım 
Yapılmış bir muska sonrasıydı, şu başımıza gelenler 
Zamansız bir isyan gibiyim karşında 
Eli boş gelmiştim aşkının yaylasına
Gözü korkutulmuştum kuzum 
Yüzümü dizlerime sarıyorum 
Kuluçkadan çıkmış tavuğun civcivlerini saldığı gibi 
Hâlâ etrafta bağrış çağrışım.
Ardından 
Ölü bir kent gibi kırmızıyım 
Fırtınalarla fermanlar estiriyorum 
Ve 
Seni 
Recm ediyorum.
Şair Bamed Serdar
(Kürdçeden çeviri: Metin Aydın & Nupel Poyraz)
Boz bir atın süvarisi olan Şair Bamed SERDAR ’ın bu ilk şiir kitabı Siwarê Hespê Boz Boz Atın Suvarisi ) -tabir caizse- okurunu dörtnala gidip kendisi buluyor. Bende olduğu gibi! “Kendimi klasik Kürt edebiyatının maneviyatından beslenen modern Kürt edebiyatının merkezinde görüyorum.” diye tanımlayan Şair Bamed SERDAR , iliklerine değin yaşadığı silme kaotik bir coğrafyanın saklı tüm güzelliklerinden kana kana menbasını alma gayretiyle hemhal, “yenilikçi ve evrensel” bir düzlemde olanı da şiar edinmiş bir diskurla şiirini harmanlama/yaratma telaşı güdüyor. Bu şairanelik -dize dize- selam çakıyor şiirseverlere. O yüzden, Şair Bamed SERDAR ’ın ilk şiir kitabının daha çok “görünür olmayı” hakkettiğini düşünüyorum.
Keyifle okuduğum, içlerinden bir tanesini de çevirdiğimiz Siwarê Hespê Boz Boz Atın Suvarisi ) şiir kitabına, onun süvarisi Şair Bamed SERDAR ’a; yolun(uz) ışıklı/nurlu olsun diyorum!

Hazırlayan: Metin Aydın
Fotoğraf: M. DURU - M. ÇELİK

Şair Bamed SERDAR kimdir?
1977 de Nusaybin’in Açıkköyü’nde (Bamidê) doğup ilkokulu köyde, ortaokulu Nusaybin’de ve Liseyi Adana’da okudum. 2002 de Dicle Üniversitesi Sınıf öğretmenliğinden mezun olup aynı yıl öğretmenliğe başladım. 2013’te, Artuklu üniversitesi Kürdoloji de mastır yaptım. Master tezimi Şeyh Şemseddin Ahlati’nin Divanı üzerine yaptım. Lise zamanında edebiyata ilgim vardı. Şiirle başladım, daha sonra klasik Kürt edebiyatı üzerinde çalışmalara başladım ve birçok dergide klasik Kürt edebiyatı üzerine makalelerim yayınlandı. Kendimi klasik Kürt edebiyatının maneviyatından beslenen modern Kürt edebiyatının merkezinde görüyorum. Mele Ehmedê Cizîrî, Ehmedê Xanî, Feqîyê Teyran ve Şeyh Şemseddîn Ahlati v.b. gibi klasik Kürt edebiyatının öncülerinin şiirleriyle güç alan ve bu hermenotik bir yaklaşımla kendimde harmanladığım bir edebiyat geleneğini aslında ifade etmeye çalışıyorum.
“Siwarê Hespê Boz” (“Boz Atın Süvarisi”) isimli bu ilk şiir kitabın “ Belkî Yayınları ”ndan çıktı. Bu ilk kitap nasıl oluştu?
Çok eskiden değişik Kürtçe edebi dergi ve gazetelerde yayınladığım şiirlerimin bir kısmından oluşmaktadır. Bütün şiirlerimi kitap halinde yayınlamadım. Daha sonra uygun bir zamanda diğer şiirlerimi de kitap şeklinde yayınlamayı düşünüyorum. 18 yıldır okuyup yazıyorum. Kitap yayınlamayı hiç hedef haline getirmedim. Yayınlanan kitabım da bir nevi çevrenin baskısıyla oldu.
Sen şiirin hakkında neler söylemek istersin?
Aslında tarihi kavramıyla şiirde peotik kavram çerçevesinde, yani edebiyat tarihinde bilinen şekliyle Aristo yaklaşımıyla ya da Türk edebiyatındaki Ahmet Haşim geleneğiyle irtibatlanmak veya bu yaklaşımla şiir poetikamı oluşturmadım. Kürt şiir edebiyatında şimdiye kadar az kullanılmış bazı poetik yaklaşımlarım vardır. Örneğin şiirde sürrealist bir yaklaşım tarzım olmuştur ve bazı şiirlerim sürrealist bir yaklaşım tarzıyla yazılmıştır.Şiirlerimde bunun dışında farklı gördüğüm şekil açısından yeni diyebileceğim imgeler ve sözcüklerin ortaya çıkması farklı bir zemine oturtur. Aynı şekilde bir şiirde aşırı imge kullanmam farklı bir özellik olarak tanıtır.
Yaşadığın coğrafyada, özel olarak memleketin Mardin/Nusaybin’de; sanata/sanatçıya ve genel olarak edebiyata yaklaşım nasıldır?
Aslında Mardin ve Nusaybin tarihsel olarak gerek İslam öncesi ve gerek İslam sonrası ilim merkezleri sayılırlar. Nusaybin’deki Mor Yakup kilisesi ve Selman Farisi’nin Nusaybin’de bir papazın yanında ilim tahsil etmesi, İslam öncesi ilim merkezi olduğunun ispatıdır. İslam ile birlikte Nusaybin’de gerek Osmanlı zamanında gerek cumhuriyet zamanında epey klasik Kürt medresesi bulunuyordu. Bu da halk içinde bir aydınlanmayı getirdi. Son zamanlardaki politik yaklaşımlardan dolayı Nusaybin insanının Avrupa’yla olan ilişkisi gidip gelmeleri ayrıca bir aydınlanmayı getirdi. Nusaybin’den Kürt edebiyatında ünlü şair ve yazarlar çıkmışlar. Nusaybin halkının şu çağdaki hızlı hayat akışındaki durumda yine de sanata ve sanatçıya değer verdiklerini düşünüyorum.
Son dönemlerde güzel/nitelikli eserlerin çıktığı Kürt edebiyat cangılında nasıl karşılandı şiir kitabın?
Şiir kitabım değişik bir edebi disiplinle var olduğuna inanıyorum. Daha edebi camiada yeterince tartışılmadığından net olarak nasıl karşılandığını bilmiyorum. Yalnız halk içinde ilk tepkiler, çok ağır bir dille yazıldığı kanaati oluştuğunu, edebiyatla üst seviyede ilgilenen kişilerin yanında da çok sanatsal ve değişik bir üslupla yazıldığı tepkilerini aldım. Aslında biraz modern iletişim çağında edebiyata olan ilginin azalması sebebiyle de edebi eserlerin yaratılmasında ve değerlendirme açısından da şansız bir nesil olduğumuzu da düşünüyorum.
Hepten politize bir coğrafyada sanat ve edebiyat hakkettiği ilgiyi/özeni görüyor mu?
Coğrafyamızda Politezicilik yeterince doyuma ulaşmadığından ve bu politezicilik ateşi hala çok gür olduğundan, coğrafyamızda yeterince edebiyat hak ettiği ilgiyi maalesef göremiyor. Aslında Kürt edebiyatına ilgi politezicilikten kaynaklı olduğuna pek kanaat getiremiyorum. Kürt edebiyatında politezicilikle ilgili yeterince bir edebiyatında var olduğunu da düşünmüyorum. Yeterince politezicilikle yapılan bir Kürt edebiyatı da maalesef yeterli çoğunlukta değil.
İtici bulduğum ve çokluk angajmanlar üzre, tarafgirlik yönü çok baskın, handiyse “tarikatvari” eğilimlerin uç verdiğini de gördüğüm bir Kürd edebiyatı da terennüm ediyor… Akademik kariyer yapan biri olarak, Türkiye’deki Kürdleri baz alarak, bu yaptığım değerlendirmeyi nasıl okuyorsun?
Sekülerleşme sonucunda dünya çok sesli ve eşitçi bir dünyaya girilmekte olduğumuz bu çağda artık var olan edebi bilgi ve yöntemler yetmemektedir. Hele hele Türkiye’de bir yenilemeye ihtiyaç duyulmaktadır. Ancak bu eski anlayışı da kırmak kolay olacağını zannetmiyorum.Kürt edebi sahada bu anlayış bir hayli karışık olmakla beraber hem resmi bir otoritenin var olmaması sizin bahsettiğiniz tarafgirlik ve taassup yönü ağır basan eğilimlerin varlığını ortaya çıkartmaktadır. Tabi edebi sahada muhakkak ki evrensel bir ölçüt olmalı veya en azından bu ölçüt hedef alınmalı.
Geleneksel edebiyat ile modern edebiyat şiirinde neredeyse dans ediyor… Şiirinde ruh bulan bu iki ayrı ama yekvücut dünya, sanki yer yer (dilsel ve semantik olarak) birbirinin ayağına da basabiliyor... Ne dersin; bu gözüme takılan/batan nokta hakkında düşünmeye değer mi?
Evet, doğrudur düşünmeye değer. Benim diğer ilgi alanım klasik edebiyattır. Ben aslında klasik edebiyatla bir nevi büyümüşüm. Yalnız bu özelliğimi gerek şekil ve gerek mana açısından fazla yansıtmamışım. Birkaç şiirde kullandığım semboller bu bahsettiğiniz ahengi doğrular. Bahsettiğiniz semantik düzeyde çok yerinde bir tespit olduğunu düşünüyorum. Yani, dil bilimin, sözcüklerin anlamlarını inceleyen dalı. Anlamanın çeşitli bakış açıları olduğundan semantik düzey sınırlarını belirlemek çok zordur. Benim şiir anlayışım, dilin semantik düzeyini geliştirmektir. Benim bahsettiğim ve aslında sevdiğim şiir anlayışı maksadını bazen konusunu kapsayacak ve dışına da çıkabilecek, gerek felsefi ve mantıksal kavramların göstergeleri ile kelimeler arasındaki bağlantıya ağırlık vermektir. Bir noktada da geleneksel edebiyatın kavramlarını modern edebiyatın hermenotiğiyle ele alıp şekil ve mana açısından yeni bazı kalıplara doğru açılmaktır.
Tabiî ki olumlu bütün katkılarını ıskalamadan, 25-30 yıl öncesinde, “bir dil yaratmak” gibi “arızalı” bir mottoyla “popülerleşen”, Türkiye’de Kürdçe çıkmış ve Türkçeye de o dakika -aynı kesimlerce- çevrilip okunan/okutulan (hala aynı minval üzre birileri var, maalesef!), “Türkmanci” diyebileceğim, ne Kürdçe ne de Türkçeye gıdım katkı sunmayan bir “absürd” dile duhul olmuş, bu gereğinden fazla parlatılmış eserlerden, bugün artık Kürdçe edebiyatın “kurtarıcılardan” arınmaya başladığı/geldiği bir nispi “normalleşme” halini esas alarak; bahsi geçen o üretimlerden günümüz sanatsal üretimlerine; yazar ve sanatçıları da unutmadan, neler söylemek istersin?
 
25-30 yıl önce Türkiye’de bir nevi kavga edebiyatla yapılırdı. Tabi bu kavganın kiri edebiyata da bulaşmıştı. Kürt edebiyatı da bundan nasibini almıştı. Sizin tasvir ettiğiniz durum öyleydi. Ama şimdi teknoloji bu durumu bozdu. Bir nevi bu kavgalar facebook ve tweter üzerinden yapılıyor artık. Edebiyat zamanımızda biraz da yalnız kalmıştır.
 
Kendine yakın gördüğü kalemler kimlerdir?
 Aslında bu dile hizmet amacıyla yazan her kalem benim için değerlidir. Ama edebiyat için; tarih, zamanı gelince değerini ölçecektir. İsterdim ki kalemler bu tür hassasiyetleri göz önüne alıp yazsınlar. Kürt edebiyatının her kaleminde bir yakınlık görüyorum.

Son sözü sana bırakıyorum. Teşekkürler.. Spas dikim..
Edebiyata sanata değer verip benle röportaj yaptığın için ve böyle güzel sorular sorduğun için çok teşekkür ediyorum. Ez jî sipas dikim.
3116 defa okundu.
EtiketlerBamed Serdar
DÖVİZ KURLARI
USD 4.7275     EURO 5.4833     IMKB 95057     ALTIN 192,737